15 Haziran 2011 Çarşamba

ÇOCUK ve ŞÜKÜR



"Çocuk ve Şükür"
Yusuf Enes her akşam yemeği sonrasında aile fertlerinin tek tek yaptığı duaya amin der, hemen ardından nedense kısa bir süre durgunlaşır.

Annesi sorar; Hayrola oğlum? Ne oldu?

Yusuf sakin bir eda ile cevap verir: Anne ne güzel Allah'ımız var değil mi? Düşünsene başımızı biz çeviriyoruz, Ellerimizi biz oynatıyotuz, ayaklarımızı biz yürütüyoruz. Ya kumandalı arabama benim yaptığım gibi birisi bizi oynatsaydı.....

Beden ve ruh ayrımını henüz tam olarak idrak edemez sandığım oğlum, bana insana ait en büyük özellik olan İRADE olgusuna karşı İdare timsali bir örnekle hayrete düşürünen tefekkür şükrü örneği göstermişti......

25 Şubat 2011 Cuma

Psikolojinin temel taşı

"HOŞÇA BAK ZATINA,ÇÜN ZÜBDE-İ ALEMSİN SEN
MERDUM-İ DİDE-İ EKVAN OLAN ADEMSİN SEN"

-Şeyh GALİB-

30 Ocak 2011 Pazar

"İnsanın Anlam Arayışı ve Filistin"

Başlık ne kadar buluşturucu ve ne kadar tamamlayıcı görünmekte ancak bu yazıda değinilecek iki ayrı konu hâlbuki bir tek noktadan bağlantılı.
Film izlemek bilgi edinmenin yollarından biridir. Gider koltuğunuza kurulur başka hayatlara misafir olursunuz. Empati yapar başka düşünceleri anlama yolunda kendinize ufuklar açarsınız. Bir şeyler öğrenirken hem aklınıza hem de duygularınızla öğrenirsiniz.Az evvel Kurtlar Vadisi Filistin isimli filmi izledik.
Film eleştirmeni olmadığım için genel teknikler hakkında yorum yapmam doğru olmaz.
Ancak konuyu ele almaları bile benim film ekibini yürekten alkışlamam için yeterlidir.
Film de insan psikolojisi sosyal psikoloji üzerine pek çok konuşulacak konu var. Filistin topraklarında yaşanan dramlardan örnekler var.
Elbette benim Filistin'de bir varoluş mücadelesi sergileyen kardeşlerim için filmin konusuna yanlı bakmam söz konudur. Ancak bu insanım diyen bir kişinin dahi "Evet burada zulm var, insanlık dramı var" diyeceği kadar da objektif olabileceği bir konudur.
“Varoluş mücadelesi.” İşte benim için konu tam da burada başlıyor.
*****
İsrailli Moşe; elinde mazlumları acımazsızca katlettiği silah olduğu halde girdiği mahallede katlettiği insanlara aşağılayıcı bir bakışla bakarak der ki: “Evet burada vad edilmiş topraklar var. Ve büyük İsrail devletini kurmak elbette kolay olmayacak.”
Yürüyemeyen çocuğu tekerlekli sandalyeden yere iter ve “Hadi sen de bir kahramansın demek ki. Tek başına çık bu evden” der. Dışarıda bekleyen dozere emir verir. Hemen yıkın. Ev Ahmet'in üzerine yıkılır. Ben bir kahramanım bakışı ile Moşeye sadece bu bakışla cevap verebilen küçük Ahmet' in.



Yıl 1943, Auschwitz toplama kampında Nazilerin insanlık dışı muamelesinde mazlum durumdadır Frankl.. O bir psikiyatristtir. Ve burada acı içinde geçireceği 3 yılda annesini babasını kızkardeşini karısını topladıkları bu kampta oluşur logo terapinin alt yapısını.(O kamplardan sadece kızkardeşi kurtulabilmiştir. Frank bunu kamptan kurtulduktan sonra öğrenebilecektir.)



Yahudi olduğu için kendisine zulmedilen o kampta bir gün intihar etmek üzereyken eşinin belki de yaşadığını düşünerek ona kavuşma arzusu ile son bir yaşama anlamı bulur. Bir varoluş mücadelesi sergiler. Sadece Yahudi olduğu için gaz odasında zulüm altında can vermiştir eşi hâlbuki diğer tüm ailesi gibi. Frankl Yahudi olduğu için kürek mahkûmluğu yapmıştır, akla gelebilecek her türlü işkenceyi yaşamış ve o ortamda aklını kaybetmemeye çalışmıştır.
Frankl, burada tek sığınılabilecek kurtuluş çaresini kendini bir labarotuvarda gibi hissedebilmek, her şeye dışarıdan bir gözle bakacak kadar anlamın peşinde koşmak diye açıklar. Bir varoluş sebebine sığınır bu Yahudi toplama kampında Nazilerin zulmünde hayatta kalabilme gücünü bulabilmek için. Çünkü o böyle dayanabilmiştir.
O kamptan çok az Yahudi kurtulur. Bunlardan biri de Victor Frankl’dır.
3.büyük psikoloji ekolünü logoterapi tekniği ile kuracak olan Frankl kuramını şöyle nitelendirir: Nevrozlar ( ruhsal bozukluklar ) giderilse de insanda varoluşsal boşluklar oluşur. Bu boşlukları dolduracak yegâne amaç, insanın “varoluş anlamını” bilmesidir.
O bir psikiyatrist, psikoterapist. Yahudi olduğu için insanlık dışı zulme uğramış. O bir Yahudi..
Küçük Ahmet Filistin topraklarında okuluna giderken siyonist bir kurşunla vurulmuş sebepsiz yere. Yürüyemiyor, sürünerek çıkarsın diye alay edilerek bir enkaz altında bırakılıyor ölüme terk edilerek. O bir Müslüman sadece Müslüman olduğu için zulme uğruyor. Yahudiliğin temelinde arz- mev’ud vardır diyen ve bu uğurda döktüğü kanlarla, aldığı canlarla kuracağı devletinde mutlu olacak bir İsrailli zalim Moşe…
Yahudi kanından başka hiçbir ırkı insan kabul etmeyen bir düşüncenin yetiştirdiği milyonlarca zalimden sadece biri, komutan Moşe.

Yaşamak denilirse “Bir parça yaşayan” bu garip Filistin halkının bunca zulme dayanma amacı “Varoluş Mücadelesi” inandıkları hak din.
Frankl’ı ve Filistinli Ahmet’i aynı zulmete uğratan nasıl bir anlam olabilir? Nasıl bir hedef olabilir?
Bir insanın anlamı diğerinin hayatını katledebilecek manayı taşıyabilir mi?

Bilmek istemeyen birine ne anlatılabilir?

Eminim bunu düşünemezler bile. Bırakın ilimi bilimi,
Bunu anlayabilecek kadar insan olsalar keşke…

Filmden bir kare:

Yahudi kadın Simon korku içindedir. Zira o bir siyonist değildir ve Filistinli ailenin “bir parçalık” yaşamına şahit olmuştur. Bir müddet kalmak zorunda olduğu Filistinli bir ailenin evinde Müslümanlar yalnızca Yahudi olduğu için bir şey yapacaklar diye korku içindedir.
Yaşlı Filistinli kadın ona der ki: “Bizim bize zulmedenlere düşmanlığımız var. Yahudilere değil”

*Victor Frankl'ın kamp hayatının da içinde bulunduğu "İnsanın Anlam Arayışı" isimli kitabı okumanızı, "Kurtlar Vadisi Filistin" filmini izlemenizi ve içinizdeki anlamı unutmadan yaşayabilmenizi dilerim.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Rüzgar


Otur dinlen başucuma belliki çok yorulmuşsun...
Bana esmeyi anlat diye devam eder şarkı ...
Yılbaşının yeni doğum günü hızla yaklaşıyor.
Elimde avucumda kalanların hepsini derleyerek topladım bohçama vurdum sırtıma.
Yeni bir yerlerden başlamak lazımdı. Geçilen karanlık koridorlardan geri dönerken yalnızlık hissi ve gurbet sancısı ile koşmak icab ediyordu. Nefes nefese kalmak gerekse de dönmek lazım. Karanlık zulmetten.
Yine şiir gibi konuşmak lazım döndüğünde.. Kelimelerin arasında güle oynaya dolaşmak. Sarılmak sarmalamak manaları . Öyle ya manalar... maddelere koşarken cebimizin kenarına sıkıştırdığımız küçük kelimeli büyük anlamlar. iyiki cebim yırtıkmış ta düştü hatırlattı kendini....
Uzak yollardan geldim kendime... Gittiğim yerlerde hatırlanacak ne bir anı ne bir acı var....
Başlangıç filminde geçiyor ya adam eşinle birlikte bir rüyada elli yıl geçirir uyanınca anlatır; derki biz aslında genç iki bedende iki yaşlı insandık. Halbuki belki de 3 dakikalık bir rüyaydı...
Bir rüyadan kendine dönmek ...
Kendine dönmek ...Nasıl da uzaklardan gelmek
Bıraktığın herşeyin senin olduğunu bilmek
Bıraktığını yerli yerinde görmek...
Ne de zorlu bir yolculuk değil mi kendinden uzaklaşmış bir insanın kendine dönüş yolculuğu
Nasıl bir gurbet acısı değil mi kendini özleyen insanın yaşadığı ...
Rüzgar ...
Penceremin perdesini havalandıran rüzgar
Denizleri köpük köpük dalgalandıran rüzgar
Gir içeri usul usul ben bu dertten kurtar...
Yabancısın buralara nerelerden geliyorsun
Otur dinlen başucuma belli ki çok yorulmuşsun
Bana esmeyi
Esip GEÇMEYİ anlat.
Ben sevmeyi biliyorum.
Rüzgarlığı anlat bana
Ben rüzgarım demeliyim...
Rüzgar bana anlat... sen mi uzaklardan geldin ben mi..
Esip GEÇMEYİ anlat.....

20 Mayıs 2010 Perşembe

Kalakalmak....


Zaman sarkacın ucundan koptu geldi. Irmaklar denize döküldü. Ağaçlar yapraklarını döktü üzerini karlarla örttü. Sonra hiçbirşey yok gibi bahar bahanesi ile döktüklerini toplayarak süsledi tüm dallarını... hayat devam ediyor... Geçen yıl 13 Temmuzdan bir sonraki gün durdu saat....
Çocukluğumun Saati
Kocaman bir sarkacı var. Biraz daha dikkatli dinlenilince saniyelerin kendi aralarında koşaradım yarışmaları bile duyabilirdim. Sakin ve dingin kendi içinde hep bir ölçüsü olan duvar saatimizin her saat başı çançan çalması dışında her hali bende epey hayranlık uyandırırdı.Okula gidiş zamanını her sabah bıkmaan usanmadan bildiren 14 lü çalım dışında aslında çınçınından çok ta fazla rahatsız olmazdım. Her yıl bakımı yağlanması yapılır ve kurmalı bölümü özel olarak belli bir teknik üzerine çalıştırılırdı.
Durduğunda tombul haline bakmadan sandalyenin üzerineuflaya puflaya çıkan babamın dikkat ve sevgisi ile yeniden kurarak çalıştırdığı saatimiz, onun sayesinde hiç geç kalmadı.Şimdiye kadar bizi şaşırtmadı. Taki.....
tarih 20 Temmuz 2009'a kadar...
Kalakaldı...
Dakika yelkovan ile birbirine rastlaşamadı aylarca...Saniye üzerinden hızlı hızlı geçemedi 60 kadar rakamın.
Çınçın ötmedi aylarca .
Sarkaç kalakaldı öylece bi garip...
Neden mi?
******
Yaklaşık 11 ay evveli...
Uzun zamandır ağır aksak yürüyen babacığım dizlerinden epey şikayet etmeye başladı.
Son günlerde evden çıkmak dahi istemiyordu hatta evin içinde dolaşamaz duruma gelmişti.
Annemimde bİr iki günlük teyzemlerde olduğu bir zaman dilimi. Babacığımla akşam yemeğini beraber yedikten sonra gelecek misafirlerim için eve döndüm. Aynı apartmanda oturmanın sağladığı lüks ile... Saat 7 gibi .... saat 00.30 Samet telefon açtı.Teyze; dedem sandalyede oturup kalmış. Kalkamıyor. Bi gelin diyordu korkulu ses ile...
Cansuyum ile koşaradım çıktık merdivenleri... asansörü beklemeye bile vakit bulamadık. Babacığım yaklaşık 4 saat kalmış orada... Dizlerinde hiçbir hal can yok..
Kalakalmış
Sürükleyerek yatağa götürdük... Sonrası sonrası uzuuuun bir süreç.... Çapa da geçen her anı ayrı bir mutluluk ayrı bir gözyaşı saklayan uzun bir süreç. Yaklaşık 6 ay süren, ameliyatla noktalanan zaman akımı.... Çapa Ortapedi bölüm başkanı Prof.Dr. Önder Yazıcıoğlu beyefendinin bizzat yaptığı aralarında 15 gün bulunan iki diz protez ameliyatı ... Günler süren acziyet karşısında dimdik duran sabır timsali babacığım... Gözyaşımız tebessüme karıştı acabalar komplikasyonlar, yüksek tansiyon kalp şeker hastalıklarını bünyesinde taşıyan babacığım için epidurel de olsa dizlerinin ortalarının yarılması büyük dikişli ameliyatlar yapılması zordu. istenmeyen bir komplikasyon gelişmesi an meselesi....
Bu sebeple dokunamadım klavyenin tuşlarına.
Yazmasam yaşayamam ama hep küçük kağıtlara,günlüğün satırlarına sığındım .Sığınmak sağanağa dönüşmenin bir adım evveli. Buhar buluta sığınır yağmadan evvel...
Benimki de o hesap...
Bu gün o antika duvar saatimiz tıkır tıkır çalışıyor.
Oflaya puflaya çıkamasa da sandalyeye babam, ayakta durarak yeğenim Samet'e verdiği talimatlarla kurduruyor bakımını yaptırıyor gözetiminde....
Camiinin etrafına gidiyor vakit namazını kılıyor ekmek alıyor geliyor.Koşamasa da yavaş yavaş gezerek dolaşıyor. Ve hanımınını yani canım annemi de kızdırıyor güldürüyor... Babam, yaşadığı yatalak halinden kurtuldu çok şükür ... Hareket edebiliyor.
Duvar saatimiz de neşe içinde çıtçıt işliyor.....
Elhamdülillah....

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Hafta Sonu Gezilecek Yerlerden



Yaz mevsimini hafta sonları tatilleri ile yaşamaya çalışan bir aile olarak cumartesi bindik cefakar arabamıza ve yolumuzu İzmit'e doğrulttuk.

Oğluşum ve prensesim , eşim ve ben eğlenceli bir yolculuk için gerekli olan hazırlıklar sonrasında Maşukiye'ye doğru yola çıktık. İzmit girişinde otoyoldan aşağı deniz manzarası ile karşılaşmak beni hep mutlu etmiştir.Sanki o kalabalık yol psikolojisi bir anda yerini tatlı bir huzura bırakır...

Maşukiye dağın yamacına kurulu nefis bir köy.Kartepe ise Şehrin panaromik manzarası ile bize Ordu Boztepe'yi hatırlattı.Zirveye teleferik ile çıkarken Yusuf'un yüzündeki mutluluk Beyza'nın ayağındaki terlikleri düşürmemek için çabalaması görülmeye değerdi.İşte Kartepe de zirveye doğru giden telefirikte geçen diyaloglardan;

Beyza:Baba araba ile tepeye bir sürü çıktık.Şimdi bunla nereye çıkıcaz?
Baba: Yukarı daha yukarı.Bak ileri de dağın tam zirvesi var.
Beyza:Baba ya oradan da Cennete çıkacaz heralde.O kadar yukarı çıkıyoruz ki..

Anne: Epey yükseldik içim bir hoş oldu bu tellerin üzerinde
Yusuf:(Annesinin kucağında kolları sımsıkı sarılı boynuna)Korkma anne SÜPEEKAHHAMAN(Süperkahraman) yanında :D

Teleferik macerası ile dağın tam zirvesine ulaştık.Evet burası Boztepe'ye çok benziyordu.Her zaman zirveleri sevmişimdir.Daha bir tefekküre yakın oluyor insan.Allah Rasulunun ve pek çok islam aliminin yüksek yerlerde tefekkür ettikleri aklıma gelir her zaman.Bizim aile de şehre binbir renge bakarken Allah'ın bunca güzel nimeti yaratıp insana musahhar kılması ile üzerimize düşen şükrü eda etmeye çalıştı.Heran her şey geçici dünyadaa baki kalan bir hoş sada...



Kartepe'ye yazın gittik kışın gitmek te gerekli diye düşündük.Kışın yamaçlardaki karı da hayal ettik.Kaydık bi güzel hayalen
Kartepe'den iniş yolunda ,yolun kenarına kurulu arı çiftliğini de gördük. Orada tamamen doğal süzme bal aldık.Ben zamanında Isparta'da Bal konusunda acı bir tecrübe yaşadığım için satıcıyı incitmeyecek şekilde balda şeker karışımı olup olmadığını sordum.Satıcı hemen kartını verdi.Ve bir de pratik çözüm önerdi.Bir çay kaşığına balı koyun alttan çakmakla yakın şekerli ise şekerlenir,glukoz yedirilmişse çat çat yanmaya başlar dedi.Aldığım bu pratik bilgi ve güvenmek isteme duygusu ile aldık doğal balımızı.


Maşukiye'de kiremitte Alabalık yedik. Dere kenarına kurlu Yazıcıoğlu Tesisleri bu konuda deneyimi ve hizmetleri ile yüzgüldürüyor.

Yemek ve namaz moları verdikten sonra Sapanca Gölü'nün kıyısına yol aldık.Sapanca Gölü'nün kumsala vuran dalgaları çocukların ayaklarını okşarken dondurmamızı ve çekirdeğimizi afiyetle yedik.Işıklandırması ve sahildeki oturma planları ile Sapanca Gölü akşam bir başka güzel oluyor.
Saat 22.00 gibi dönüş yoluna koyulduk.1 saat 20 dakika sonra evimizdeydik.Çocuklar yolda aldıkları temiz havanın neticesi ile birbirlerine yaslanmış halde uyuyakalmışlardı....Her şeyin yeri ayrı elbette fakat yazın beş yıldızlı bir otelde otele bağımlı kalarak geçireceğimiz bir tatil yerine bu gezi bizim için istifade ettiğimiz bir gezi oldu.

*fotoğraflar nedense hiç net çıkmadı:(

7 Temmuz 2009 Salı

Karakalem



http://www.dumpr.net/sketch.php

Söz konusu sitede istediğiniz size ait herhangi bir fotoğrafın karakalem çalışmasını görebiliyorsunuz.En güzel yanı da size yapılan çalışmayı kaydetme olanağı sağlıyor. ben çok ilginç buldum.paylaşımınıza sundum.